Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Milli Eğitim Ve Değerler Eğitimi
Yazar Mesaj
ilon Çevrimdışı
Administrator
*********

Mesajlar: 536
Üyelik Tarihi: May 2009
Rep Puanı: 237
Mesaj: #1
Milli Eğitim Ve Değerler Eğitimi
18. Milli Eğitim Şûrası, 1-5 Kasım 2010 tarihleri arasında Ankara Kızılcahamam’da yapıldı. Şûrada ele alınan konular, yaklaşık 800 katılımcının iştirakiyle dört ana komisyon çerçevesinde dört gün süreyle tartışıldı, değerlendirildi ve sonuçları “Şûra Kararları” olarak kamuoyuyla paylaşıldı.

Yurdumuzun dört bir yanından gelen, çoğunluğu milli eğitim camiası içinde bizzat görev yapan öğretmen ve idarecilerin, şûra öncesi komisyon toplantılarındaki görüşleri ve aldıkları ortak kararlar, “Komisyon Raporları” olarak bir araya getirilmiş ve ilgililere önceden gönderilmişti. Milli Eğitim Şûrası’nda görev yaptığımız “Değerler Eğitimi Komisyonu”na davetli akademisyenlerden biri olmam hasebiyle bu raporları şûra öncesi inceleme fırsatım olmuştu. Yazımızın bundan sonraki bölümünde, hem bu mevcut bilgilerden yola çıkarak hem de şahsi kanaatlerimiz çerçevesinde eğitim sistemimizin mevcut durumunu tasvir etmeye çalışacağız.



ÖNCE ‘‘İNSAN’’ OLMAK

Değerli okuyucum,

Geride bıraktığımız yüzyılda insanoğlunun başına gelen büyük felaketler şunu göstermiştir ki dengeli bir insan olabilmek için akıl ve kazanılan bilgiler yeterli değildir. Mutlaka duyguların eğitilmeye, aklın da beslenmeye ihtiyacı vardır. Eğitilmemiş duygular ve maneviyatla beslenmemiş akıl, bazen insan için en tehlikeli potansiyeller haline gelebilmektedir. “Eğitimin ilk hedefi bilimsellik değil, insanlıktır.” görüşünde olan Ernest Seton, kanaatimizce insanın her şeyden önce insan olmanın faziletlerini elde etmesi gerektiğini, bunun için de “bilgili” olmaktan önce “insan” olması gerektiğini vurgulamak istemişti. O’nu haklı çıkaran nice gelişmeler, tarih sahnesinde acı birer hatıra olarak duruyor ve ahlaki değerlerden mahrum kişilerin bilgi birikimlerinin, insanoğlunun başına ne dertler açtığını ortaya koyuyor. Nitekim bir zamanlar toplumlarındaki tehlikeli gelişmelere dikkat çeken T.Roosevelt, “Bir insanı akıl yönünden eğitip ahlak yönünden eğitmemek, toplumun başına bela yetiştirmek demektir.” görüşündeydi…

Geçen zaman, biraz önce görüşlerini aktardığımız batılı eğitimci ve düşünürleri haklı çıkardı. Sonuçta, batı dünyasında yaşanan bilimsel ve teknolojik gelişmeler, psikolojik ve sosyolojik alanlarda birtakım sıkıntıların yaşanmasına engel olamadı. Halen de olamıyor.

En son yaşanan ve tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizin ortaya çıkış sebebinin, Amerikan şirketlerini yöneten ve kendilerine CEO denilen kişiler olduğu anlaşıldı. Bu kişiler iktisat, işletme ve finansman alanında üstün yetenekli kişilerdi ama “kanaat” denilen değerden yoksun oldukları için daha fazla para kazanma hırsları ve açgözlülükleri, kendi ülkeleriyle beraber tüm dünyayı felakete sürüklemelerine sebep olmuştu.

RAKAMLAR VE GERÇEKLERLE ÜLKEMİZİN DURUMU

Bir zamanlar batı dünyası için gerçekleşmesinden yana endişe edilen ve sonunda yaşanılan bu olumsuz gelişmeler, maalesef şu anda ülkemiz için de geçerli hale gelmiştir. Aktaracağımız rakamlar ve gerçekler, elde edilen ekonomik kazanımların, kişilerin ne psikolojik ne de sosyolojik anlamda refahına bir katkısı olmadığının göstergesidir.

Kıymetli okuyucum,

Geride kalan on yılın muhasebesini yaptığımızda şunu görmekteyiz: Türkiye ekonomik büyüklük sıralamasında dünyanın 17. ülkesi konumundadır ancak Uluslararası Eğitim Sınavı (PISA) sonuçlarında öğrencilerimizin elde ettiği başarı derecesi son sıralardadır.
Yine böylesine büyük bir ekonomiye sahip ülkemizde ÖSS, OKS ve SBS gibi sınavlarda “sıfır çeken” öğrencilerin sayısı on binlerle ifade edilmektedir.

Yine sigara, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığının ortaöğretim kurumlarından ilköğretime doğru kaydığı ve endişe verici rakamlara ulaştığı ilgililerce sık sık dile getirilmektedir.

Öte yandan, üniversiteler yüz binlerce öğrenciyi mezun edip topluma salarken, onları ne yeterli bilgi birikimine ne de tecrübeye sahip kılmaktadır. Hâlâ “iş ve işçi bulma”, ülkemizin önemli bir problemi olarak önümüzde duruyor. Çünkü eğitim-öğretimdeki mevcut “kalitesizlik”, kalifiye eleman ihtiyacını karşılamada önemli bir engel teşkil ediyor.

Bunlara ilaveten, büyük şehirlerde olduğu gibi Anadolu’daki mütevazı bir şehirde bile her geçen gün artan boşanma olayları ilgilileri endişeye sevk edecek boyutlara gelmiş durumdadır.

Velhasıl, eğitim sistemimiz, bu haliyle kişiye ne dünyalık adına bir katkı sağlıyor ne de ona ahiret mutluluğu kazandıracak bir değerler sitemine sahip kılıyor…

Eğitmek ve öğretmek yerine galiba öğütüyor...

Günümüz gençliğini bazı eğitimciler “yılgın, aciz, rahatını düşünen, ürkek, çekingen, nemelazımcı” bir nesil olarak nitelendirirken, şahsi gözlemlerimiz de bu eğitim sistemi içinde onların sürekli “test çözen, tost yiyen”, sadece bir noktaya odaklanmış, sosyal ilişkileri zayıf, sağlıklı beslenemeyen ve sağlıklı düşünemeyen nesiller olduğudur. Öte yandan yine bu sistem içinde yer alan sınavlar maratonu, onları bir “yarış atı” durumuna düşürmüştür. Sadece anne babaları değil, öğretmenleri de dâhil, neredeyse herkes, kendilerinden beklenen başarıyı mutlaka göstermelerini beklemektedirler. Dersaneler, özel dersler, kurslar, sınav tarihleri, vs. unsurlar, şu anda çocuk yaştan itibaren tüm gençlerimizi ve bu arada ailelerini neredeyse hayattan bezdirmiş durumdadır. Ailede ve okulda verilecek/ kazandırılacak değerlerin eğitiminden ve hayata yansımalarından mahrum kalan bu nesil, maalesef millî ve manevî değerlerimizi sıfırlayan ve kökünü kazıyan medyanın da olumsuz desteğiyle gelecek açısından hiç de parlak bir istikbâl vaad etmiyor.



Geliniz, şimdi Milli Eğitim Şûrası için hazırlanan ön komisyon raporlarında dile getirilen, mevcut problemleri ele alan paragrafı birlikte inceleyelim. Öğretmen ve idarecilere göre Değerler Eğitimi konusunda ülkemizdeki durum şöyledir:

DEĞERLER EĞİTİMİ YETERSİZ


“Bireylerin akademik kariyer yapmaya şartlanması; eğitim kurumlarında verilen eğitim-öğretimin ezbere dayalı olduğu; insanı insan yapan, toplumu kaynaştıran, toplumsal ve kişisel beceri ve değerlere yer verilmediği bir gerçektir. Kitle iletişim araçlarının yayınları toplumsal değerlerimizi destekleyici nitelikte değildir. Orta Öğretim kurumlarında, değerlerimizin gelişimini destekleyici Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi haftada sadece bir saat olarak uygulanmaktadır.

Değerler Eğitiminin yetersizliğinden, ülkemizde boşanma oranları artmıştır. Gerek görsel basında gerekse yazılı basında sürekli olumsuz haberler verilmektedir.

Bu olumsuz örnekler, öğrencilerin bilinçaltına yerleşmektedir. Toplumda şiddet, güvensizlik, kötü alışkanlıklar, saygı-sevgi eksikliği, hoşgörüsüzlük gibi davranışlarda artış gözlenmektedir. Toplumsal yapıdaki insanî değerlerin azalması, gelecek nesiller için önemli tehdit oluşturabilir. Değerler eğitimi üzerinde iletişim araçlarının (medya) olumsuz etkisinin olması, sözgelimi, televizyonlardaki dizilerin toplumsal değerlerle uyuşmaması, öğrencilerde değer çatışmasına sebep olmaktadır. Bu tür dizi ve programların akşam saatlerinde yayına girmesi izlenme oranını artırmaktadır.

Araştırmalarda, ilköğretim öğrencilerinin her gün 4,5 saat TV seyrettiği ve en az 60 şiddet olayını seyretmek zorunda kaldığı tespit edilmiştir. Bu sebeple çocuklarımız şiddet seyretmekte, şiddet görmekte ve arkadaşlarına da şiddet uygulamaktadır. Öğretmen yetiştiren fakültelerde değer eğitimine ilişkin özel bir ders bulunmaması… Mesleğe yeni giren öğretmenlere adaylık eğitimi sürecinde değerler eğitimiyle ilgili programın olmaması… İlköğretim ve ortaöğretim kurumları disiplin yönetmeliğinin değişmesi ve öğrenci davranışlarını değerlendirecek bir kurul bulunmaması…

Gelişen bilişim teknolojisiyle beraber şiddet ve cinsellik içeren yayınlara çocuklarımızın çabuk erişebilmesi… Göçten kaynaklanan değişimin uyum ve değer kazandırma boyutuyla iyi yönetilememesi…

Karnedeki davranış notlarının akademik başarıya etkisinin olmaması… Öğrencilerin bağımlılık içeren zararlı maddelere kolayca ulaşabilmeleri…
Müfredatın akademik ağırlıklı olması sebebi ile değerler eğitimine gereken önemin verilememesi…

Mevcut sınav sistemi nedeniyle gerek velilerin gerekse öğrencilerin başarı anlayışının test sorularındaki “net sayısı”yla doğru orantılı olması ve değer yargılarının geri plana itilmesi...”


ÇÖZÜM NEDİR?

Yukarıdaki bilgiler ülkemizin ve eğitim sistemimizin acı gerçeklerinden sadece bir kısmıdır. Çözüm konusunda aynı komisyon raporlarından önerileri de biraz sonra aktaracağız. Ancak önce çözüm konusunda bilimsel anlamda mevcut tavsiyeleri kısaca aktarmak istiyoruz.

Değerli okuyucum,

Çocuk psikologları en bencil, en acımasız ve menfaatine en düşkün varlığın çocuk olduğu düşüncesindedirler. Çünkü çocuk henüz insanî değerleri tanımamış ve öğrenememiştir. Günümüzde ahlakî değerlerin insanlara ırsî olarak geçmediği, bunların mutlaka öğretilmesi ve öğrenilmesi gerektiği anlaşıldı. Dolayısıyla bu değerlerin, insanın kişiliğinde “ahlakî taraf” olarak kabul edilen karakterinin 2/3’ünün teşekkül ettiği aile ortamında 2-6 yaşları arasında öğretilmesi gerekiyor. Ailede kazanılmaya başlanan bu değerlerin, okulda da devam ettirilmesi ve Milli Eğitim Sisteminin, bunu önemseyen ve hedefleyen çalışmalar içinde bulunması icap ediyor.


Şimdi komisyon raporlarındaki bilgilere göre, Değerler Eğitimi konusunda eğitimcilerimizin önerileri nelerdir, onları inceleyelim.
“Yaygın eğitim ve oluşturulacak bir medya etiğiyle okul dışında da değerler davranışlara dönüştürülmeli, değerler eğitiminde iletişim araçlarından yeterince yararlanılmalı, millî ve manevî değerler bu yolla verilmeli…


Sosyal derslerin program içeriklerinde değerler eğitimine önem verilmeli, bu bağlamda aile bireylerine her yaş grubunda eğitim verilmeli… Aile içi iletişime katkı sağlamak için dershaneler Pazar günü kapatılmalı… Okullardaki medya okuryazarlığı ders içeriği toplumsal iklimle uygun kılınmalı… Televizyonlardaki simgeler (akıllı işaretlerin) değerler ve eğitim açısından zenginleştirilmeli…


AİLE DEĞERİ ÖĞRETİLMELİ
Aile bütünlüğünün değer olarak korunması için gerekli tedbirler alınmalı, aile sevgisi değer olarak işlenmeli…

Aile bütünlüğüne karşı tüketim sürekliliğini besleyen, aile içi çatışmayı tetikleyen, gelecekte yaşama risk ve belirsizliğine rağmen krediye dayalı harcamayı destekleyen, tüketim sürekliliği için ailevi değerleri erozyona uğratan ve moda kültürleri üzerinden beslenen değişim ve yabancılaşmaya karşı ailenin korunmasına yönelik olarak çok yönlü eğitsel tedbirler alınmalı ve kültürel faaliyetler gerçekleştirilmeli…


Olumsuzluk üreten kitle iletişim araçları ile ürünleri filtre edilmeli… Aileden sorumlu kurum ve kuruluşlarca değerler eğitimi çalışmalarına daha fazla ağırlık verilmeli…


Orta öğrenimde ahlak eğitimi açısından Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi iki saate çıkarılarak içeriği zenginleştirilmeli, değerler eğitimi konuları kavramlarının alt başlıkları oluşturulmalı… Değerler eğitimi açısından medya üzerine düşen görevi yerine getirerek her türlü olumsuz program (cinsellik, şiddet, magazin v.b.) ve yayınlar RTÜK tarafından daha dikkatli incelenmeli, gereği yapılmalı…

Her türlü kutlama ve sosyal etkinlikler, değerler eğitiminde bir fırsat olarak değerlendirilmeli, millî ve manevi değerlerin öne çıktığı ulusal ve yerel kutlama törenlerine halkın daha etkin katılımını sağlayacak özendirici düzenlemeler yapılmalı… Millî manevî değerler eğitimin her kademesinde eğitim ortamlarında özellikle işlenmelidir.”

Şûrada bu tespitler ve öneriler çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucunda şûrada alınan kararların toplumumuz, aile hayatımız ve eğitim sistemimiz açısından huzur ve mutluluğa vesile olması temennisiyle, sağlıcakla kalınız.

PR.F DR. M EMİN AY

[Resim: anlastikmidarkilencepn9.gif]
(Bu Mesaj 02-13-2011 23:49:31 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : ilon.)
02-13-2011 23:48:29 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
goramaz Çevrimdışı
Dindersiforum Üye
*

Mesajlar: 138
Üyelik Tarihi: Jun 2009
Rep Puanı: 168
Mesaj: #2
RE: Milli Eğitim Ve Değerler Eğitimi
Bu o kadar zor bir olay ki. Sadece din dersinde gördüğü eğitimle olmaz. Eğitim birsüreçtir ve süreklililk ister. Din dersinde öğrendiğini çocuk ailede çevrede ve diğer derslerde de öğrendikleriyle desteklemeli ve hayata uygulamalıdır.

Ahlaksızlık aslında insanın programnına yerleştirlmememişken insan neden özüne bu kadar aykırı davranır? Karşı koyacak donanıma sahip değil de ondan. İnsan nasıl kötü eğitililir ya da eğitilmez diye bir amacımız olsa ancak şu dönemdeki çocuklarımız gibi ürünler alabilirdik.

Değer eğitimi sadece bir iki dersle okullarda olacak şey değil, hükümetliyle medyasıyla ailesiyle bu konudada hassasiyet göstermek önlemleri almak şarttır.

Hoştur bana senden gelen, ya hilat ü yahut kefen ya goncagül ya da diken kahrın da hoş lütfun da
02-24-2011 17:33:36 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

İletişim | Dindersiforum.com | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafif Sürüm | RSS